Evin çatısına, uzunca bir süre önce ahşap odunluk yapılmıştı ve çatı kapalı bir alan olmuştu. Oysa rüyamda çatı çıplak bir betondan ibaretti ve bu haliyle çocukluğumda olduğu gibi görünüyordu Gökyüzüne ve manzaraya bakarken rüyalarımın bir karabasan klasiği olan o muhteşem titreşim hissi ve hiçbir şeye benzetemediğim o manyetik ses başladı birden. Artık bu rüyadan uzunca bir süre uyanamam diye düşünüyordum ki ses ve titreşim birden durdu. Ne olduğunu anlamak için çatının üzerinden evin önüne baktım. Oldukça büyük bir kalabalık vardı ve birileri kapının önündeki tarlaya mezar kazıyordu. “A, bu benim cenazemmiş.” diyiverdim birden bire.

Evet, kendi cenazemdeydim ve annemin ağlamasını duyuyordum; üstelik bu durum bana hiç mi hiç garip gelmiyordu. O kadar normal durummuş gibi hissettim ki bunu gidip “Anne ben iyiyim.” diye annemi teselli etmeyi düşündüm ve düşündüğüm şeyi yaptım da; ama ne annem ne diğerleri beni görüp duyamıyorlardı. Bu da çok normaldi bana göre çünkü ölüydüm. Mezarıma baktım ve bir anda aklıma ben uyanıkken dinlediğim tuhaf o hikaye geldi “Ölü kendi cenazesine katılırmış aslında fakat cenazenin kendisine ait olduğunu bilmezmiş. Herkesi tek tek sayarmış ama kendisini saymayı unutur ve sürekli: ‘Allah Allah, kimin cenazesi bu?’ diye sorup dururmuş. Kefenli naşı mezara indirilip son tahta yerleştirilene kadar bu şekilde oyalanırmış; lakin son tahta yerleştirilirken ruh, tahtanın yerleştirilme şeklini beğenmeyip mezara inermiş ki tahtayı düzeltsin. İşte bu yüzden son tahta yerleştirildikten sonra hızlıca mezara toprak atılıp, mezar kapatılırmış ki ruh kaçamasın. Hatta ruh sinirlenirmiş: ‘Durun toprak atmayın ben buradayım!’ diyerek.”. Bu hikayeyi hatırlayınca: “Yok ya ben mezara filan inemem!” diye kendi kendime söylenmeye başladım. Tam bu esnada yine titreşim hissedip manyetik ses duymaya başladım. Mezarıma bakarken olacak iş değildi bu. Ancak bir anda her şey değişti. Kendimi teneşirde kıpırdayamaz halde buldum. Her şeyi kendi gözümden sabit ve bir noktadan görmeye başlayınca artık tam bir karabasanın içinde olduğumu fark ettim. Yine berrak bir zihinle yarı aralık gözlerimin arkasında sıkışıp kalmıştım. Ancak bu sefer uyuduğum odada değildim rüya görmeye devam ediyordum. Ölü bir vaziyette teneşirde yatıyordum ve annem tam karşımda duruyordu. Ağlamaktan gözleri şişmişti ve hala ağlamaya devam ederek bana nereye gömülmek istediğimi soruyordu. Bir yandan ses ve titreşim, diğer yandan ağlayarak defnedilmek istediğim yeri soran annem… Başta ne yapacağımı bilemedim; fakat annem hüngür hüngür ağlayarak sormaya devam etti: “Kızım nereye gömelim seni? Öldün sen! Tarlaya gömelim mi seni? Nereye gömelim?”. Annem hiç durmadan sormaya devam ederken, karabasan yüzünden rüyanın içinde de konuşamadığımı fark ettim. Halbuki normal şartlarda rüyamda konuşabilmeli hatta bağırabilmeliydim ama yapamıyordum. Bu durum beni daha çok strese soktu. Konuşmak için kendimi zorladım; ancak dudaklarımı kıpırdatamıyordum. Yine de annem ısrar ettikçe kendimi zorladım “Tarlaya mı gömelim seni?” sorusuna “Hı hı!”  diye bir nidayla cevap verebildim. Bu cevapla birlikte annemin sevindiğini fark ettim. Annem, ona cevap vermemin mutluluğuyla beni kollarımdan tutup sarstı ve “He mi, kızım tarlaya mı?” gömelim seni diye tekrarladı. Sonra bir anda gözlerinden boncuk boncuk yaşlar dökülmeye başladı ve bana ismimle hitap ederek konuştu: “… Kızım, öldün sen… Nereye gömelim seni?”. Bense o an zaten tarlaya gömülmeme onay verdiğim için neden hala bu soruyu sorduğunu merak ediyor ve beni kollarımdan sarsmaya devam ettiği için kızıyordum. Yine de benim köydeki eve karşı olan olumsuz duygularımı bildiğinden içinin tam anlamıyla rahat olması için benden net bir cevap almak istediğini düşündüm. Tam kızgınlığım geçmek üzereydi ki annem beni daha hızlı sarsmaya ve soruyu daha hızlı sormaya başladı. Üstelik karabasanın sarsıntısı ve sesi de hala devam ediyordu. Tüm bu yaşanan olayların karşısında hiçbir şey yapamıyor olmak beni oldukça fazla sinirlendirdi. Öylesine kızgın hissediyordum ki bir anda üzerimdeki ağırlığı yırtıp attığımı hissettim. Sonra da ağlayarak beni sarsmaya devam eden anneme kızgın bir şekilde bakıp: “Yeter, beni tarlaya gömün. Ayrıca ağlayıp durma ölüyken sana nasıl cevap verebilirim?” diye çıkıştım.Annem benim cevabımı duyunca yeniden mutlu oldu: “Tamam kızım, seni tarlaya gömeceğiz!” dedi.

Annem gözyaşlarını sildi ve sevinçle benim tarlaya gömüleceğimi tekrar etmeye başladı. Bense hala hareketsiz bir halde teneşirde yatıp bu rüyanın bitip-bitmeyeceğini sorguluyordum. Bir süre sonra etraf karardı ve bilincim kayboldu. Uyandığımda rüyayı hatırlıyordum ancak rüya bittikten sonra ne kadar uyudum ya da hemen uyandım mı hiç bilmiyorum.