Mezun mu olduk ne? Üstelik okula daha dün başlamışken. Ne kadar çabuk geçmiş onca zaman. Oysa öylesine gözümüzde büyüyordu ki; dile kolay dört yıl. ÖSS’yi kazanmanın sevinci daha dünmüş gibi. Kayıt için vapura binişim ve güneşin altında abimle beklediğim onca saat. Kendimi yalnız hissetmemek için hemencecik de biriyle tanışmıştım. Kayıt başlı başına bir sıkıntı değilmiş gibi aynı gün İngilizce Sınavına girmek için yanımızda kurşun kalem ve silgi götürmüştük. Haydarpaşa Kampüsü’nün geniş merdivenleri ve uzun koridorlarında tedirgin yürüyüşümü hala çok canlı bir şekilde hatırlıyorum. İyi ki de kayıt parasını önceden yatırmışım. Dışarıda ki uzun bekleyişin ardından içerde bir anda seksen doksan kişinin önüne geçmiştim. İçerde de kısa bir süre bekledikten sonra kaydımı yaptırmıştım ve Görkem’le beraber İngilizce sınavına gitmiştik. Sınavın iyi geçtiğini hissetmiştim ki öyleydi de zaten. İngilizce’den muaf olmuştum.

Sonra ilk ders günü heyecanı var tabi. Yine Görkem’le okulun önünde buluşmuştuk; sonra onun liseden arkadaşı gelmişti. Bahçedeki sohbette Elif, Kadir, Ahmet ve ikinci sınıftan sonra bir daha hiç göremediğimiz Ayten… Hepimiz alık balık durumumuzun farkındayız tabi. Okula alışana kadar birlikte takılmıştık. Sonra sınıflar yükseldikçe çevreler de değişti elbette. Hala arkadaşız o ayrı tabi; özellikle, Elif ve Kadir, çok sık bir araya gelemesek de değerli insanlardır benim için. Ancak, şimdi dönüp de ilk sınıfla son sınıftaki çevreme bakınca kendim bile şaşırıyorum. Eminim, bu konuda benimle aynı düşünceyi paylaşan pek çok kişi vardır. Son sınıftaki çevrem demişken; Özge, Ahmet, Can Abiye özel bir selam çakmak istiyorum bu noktada. Kuşkusuz ki; hayat bir aksilik çıkarmazsa daha çok, birlikte geçireceğimiz vaktimiz olacak. Sınıfta hiç tanıyıp sohbet edemediğim arkadaşlarımın da şunu bilmesini isterim ki; bu tamamıyla benim andavallığım. Sizinle tanışamadığım için kusura bakmayın.

İlk ders ve hocanın derste yakında bu okulda olacak diye verdiği onca vaade de ayrıca değinmek isterim. Zira, biz mezun olduk ama hala bunların hiç biri olmuş değil. İlk derse gelenler hatırlayacaktır ki; tenis kortundan, amfi tiyatroya pek çok vaatle kandırılmıştık.

Neyse efendim, bizden geçti artık. Üniversite hayatımız boyunca yaşadıklarımız cebimizde birikmiş pek çok anı ve pek çok fikir artık. Ailelerimiz arkadaşlarımız şimdiden sormaya başladılar. “Eee, şimdi ne yapacaksın?” Biliyorum ki aslında pek çoğumuzun kafasında bu soru var; “Eee, şimdi ne olacak?” Şimdi tahminimce bir kısmımız boşta kalmamak için bir işe atılacak; belki pişman olacak ilerde belki olmayacak; bir kısım yüksek lisansa başladı bile; hayat onlara bir süre daha iyi davranacak. Bir kısmımızın kafası hala karışık; büyük olasılıkla onlarda bir süre boşlukta hissedecek. Boşluktan sıkılıp başka sektöre kayan da olacak, sağdan soldan iş soranda. Okula ilk başladığımızda atıp tutan “Piyasa acımasız. Kimse kimseye yardım etmiyor. Biz öyle olmayacağız birbirimize yardım edeceğiz. İş paslayacağız! Ekip olacağız!” diyen adamların arkasından “Hani lan şimdi nerdensiniz?” diye küfredenler de yadsınamaz kadar fazla olacak bence. Bir kısım dersleri sallamadığı ve okuldayken kendini iş hayatının kollarına attığı için daha rahat olacak elbette ama hoca korkusuyla okula gidenler de hocaların arkasından çok samimi sevgi sözcükleri sarf edebilir. Yani her halükarda üniversiteyle birlikte hayatta bitmiş gibi hissetsek de aslında hayat devam edecek ve cesareti olanlar istedikleri işte çalışmak için çabalayıp istedikleri gibi yaşarken, garanti bir hayatım olsun diyenler sabah erken saate iş başı yapacak.

Sanırım, ben de ne olursa olsun istediğim şeylerin peşinde koşup sürünmeye devam edeceğim ve tabi yazmaya. Eee, benim de çocukluğumdan beri tek düzenli işim bu; yazmak, çizmek…

Saygılarımla.

4 temmuz 2012