BÖLÜM: 1

BEN: Artık konuşmamızın vakti geldi sanırım. Zira sadece biz kaldık; sen, ben ve içimizde saklanan diğerleri

GERÇEKLİK: Emin misin? Çünkü bu durum seni üzebilir!

BEN: Bunu zaten en başından beri biliyoruz ama artık kaçıp saklanabileceğim bir yer yok!

GERÇEKLİK: Peki, o zaman öncelikle şuradan başlayalım: bizi melankoliye boğmaktan vazgeç artık!

BEN: Evet gayet sert bir giriş oldu bu…

GERÇEKLİK: İstersen başladığımız gibi bitirelim.

BEN: Yo, konuşmaya devam edelim.

GERÇEKLİK:  Olur. Hangi zamana dönmek istersin?

BEN: İlk tanışmamıza.

GERÇEKLİK:  Ben hep oradaydım zaten. Senin beni fark etmen uzun sürdü.

BEN: Ama nasıl fark ettiğimi hatırlayamıyorum.

GERÇEKLİK:  Normaldir, çünkü hem beni hem kendini çok değiştirdin…

BEN: Ama seninle konuşurken, garip bir şekilde, hala o ilk tanıştığımız zamanki kişiler olduğumuzu hissediyorum.

GERÇEKLİK:  Bu da normal; çünkü o zamandan bu zamana hayallerinden hiç vazgeçmedin. Evet, sen de ben de zamanla değiştik ama sen hala aynı hayallerin peşindesin ve bizimle de hep bunları konuşuyorsun… Ve evet farkındayım cümleyi gereksiz uzattım.

BEN: Biz nasıl değiştik peki?

GERÇEKLİK:  İnsanlarla tanıştık, sokaklarda yürüdük; dalından koparıp yediğimiz meyvelerin yerini kahve dükkânlarından aldığımız kahveler aldı.

BEN: Kirlendik gerçek dünyayı tanımak kirletti bizi…

GERÇEKLİK:  Arabeske bağladın yine! Gerçek dünyayı tanımak değil gerçek dünyada yaşadığımız için böyle oldu.

BEN: Yaşamasaydık tanıyamazdık ki!

GERÇEKLİK:  Tanıdıktan sonra gerçek dünyadan vazgeçebilirdin ama geçmedin…

BEN: O nedenle mi kendi kendine konuşan bir deliye dönüştüm?

GERÇEKLİK:  Delilik zekâ işidir. Biz hiçbir zaman o kadar zeki olamadık!

BEN: O zaman şu anki durumumuzu nasıl açıklıyorsun?

GERÇEKLİK:  Umuda bağımlılık, çocukluk, aptallık; hatta yalnızlık!

(…)

BEN: Bir an için senin keskin taraf olduğunu unutmuşum.

GERÇEKLİK:  Keskinlik değil gerçekçilik!

BEN: Gerçek dünyadaki bensem, gerçekçi taraf nasıl sen olabilirsin?

GERÇEKLİK:  Çünkü sana hayallerde kaybolmaman gerektiğini hatırlatabilecek bir tarafa ihtiyacın vardı. Bu nedenle ben doğdum.

BEN: Nasıl yani sen hep oradaydım  demedin mi biraz evvel?

GERÇEKLİK:  Evet, ben hep oradaydım ama senden kopuk değildim. Taki sen mayoz ve mitoz bölünme tabusunu yıkana kadar.

BEN: Bu bir tabu değil kanun!

GERÇEKLİK:  Hadi benim zihnindeki varlığımı açıkla o zaman.

(…)

GERÇEKLİK:  Bu denli üzülmene gerek yok! Bence inançlarınla uyumlu bir davranış bu; sonuçta tinselliğe inanan bir insansın ve kendine bir tavır geliştirip maddeye karşı çıktın.

BEN: İşte tam da bu delilik!

GERÇEKLİK:  Kim diyor onu?

BEN: Hayali karakterlerle konuşan birine herkes deli der!

GERÇEKLİK:  Sensin hayali ben gayette gerçeğim! Bak burada durup sana canım ne istiyorsa diyebiliyorum.

BEN: Ama insanlar bunu bilmiyor!

GERÇEKLİK:  Çok da tın! Benim insanlara ihtiyacım yok!

BEN: Benim var!

GERÇEKLİK:  İşte senin saflığında bu hala gerçek dünyada kendine bir dost bulabilmeyi umut ediyorsun!

BEN: Ne fark eder ki; bulamayacağımı biliyorum.

GERÇEKLİK:  İşte ben de sana onu diyorum. Bulamayacağını biliyorsan niye hala umut ediyorsun?

BEN: Umudun nesi yanlış?

GERÇEKLİK:  Umut sana acıdan başka bir şey vermez!

BEN: Şu an sen de bana acı veriyorsun!

(…)

GERÇEKLİK:  Ben sadece insanlardan beklentin olmasını istemiyorum! Feride’yi hatırla. O kadar yakın arkadaştınız da ne oldu. Bir gün ailesi taşındı gitti ve bir daha onunla görüşemedin!

BEN: Belki de bundan dolayıdır! Belki de insanların her an gidebileceğinden korktuğum için onlara bağlanıp dost olamıyorumdur.

GERÇEKLİK:  Mantıklı; ayrıca babanın sen çok küçükken ölmüş olmasının da bu durumunda payı var!

BEN: Neden babanın da dedin?

GERÇEKLİK:  Çünkü benim bütün bağlarım seninle. Senin ve abimin dışındaki yakınlarını bağım olan kişiler olarak görmüyorum.

BEN: Buna ayrıca dönelim lütfen ama konu dağılmadan şunu netleştirelim. Yaşadığım bu iki olay yüzünden insanların her an hayatımdan gidebileceğine odaklanarak yaşadığımı mı söylüyorsun?

GERÇEKLİK:  Kesinlikle. Bence sıkıntı yok bunda, bu doğru bir düşünce. Asıl sıkıntı hem her an herkes gidebilir gibi yaşayıp hem de hayatından asla gitmeyecek dostların olsun istiyorsun!..

BEN: Ama o dost hiç olmadı!

GERÇEKLİK: Evet! Beşinci sınıfta Nafiye vardı ama altıncı sınıfta seni sattı! Sonra Gülin’le kardeş gibiydiniz ama seninle görüşeceği gün başka biriyle buluşup sana “Ben seni unuttum!..” dedi.

BEN: Evet ama Neriman vardı sonra.

GERÇEKLİK:  Vardı da ne oldu? Sen ona hayallerini anlattın o da sana “ Bu kadar çok yabancı film izleme, sen bunların hiç birini yapamayacaksın. Beş yıl sonra kucağında çocukla görürüm seni!” dedi. Ah işte gözünü sevdiğimin Yeşilçam’ı! Kızlara bir tek evlilik hayali kurdurabiliyor!

BEN: Belki de Neriman’da Yeşilçam kurbanı kadınlardan biridir…

GERÇEKLİK:  Ben yine de mutsuz olduğunu sanmıyorum. Bence senden kat be kat mutludur hatta!

BEN: Mutlu olsun canım… Hak ediyor bunu!

GERÇEKLİK:  Ama her insanın aynı şekilde mutlu olamayacağını kabullenmesi lazım.

BEN: Çevrende onu kabullenmiş birini göstersene bana? Herkesin doğrusu en doğru!

GERÇEKLİK:  Serpil’den söz etmeme gerek var mı?

BEN: En anlam veremediğim şeylerden biri!

GERÇEKLİK:  Değil mi? Biri kuzey biri güney iki kutup ama ikisinin de adı Serpil!

BEN: Gülmeyi kesermisin? Bence komik değil!

GERÇEKLİK:  Bence çok komik! “Ben sana yakın olmak için evlenip İstanbul’a geldim” dedi. Bu söylediği doğruysa gülünecek derecede aptalca bir durum bu! Hayır bir de çocukken seni en çok kıskanıp senden en çok nefret eden kızlardan biriydi.

BEN: Bu konuda ona kızamam; çünkü ben mahalleye sonradan geldim. Özlem, Ayşegül, Kezban hepsi onun arkadaşlarıydı. Kendini dışlandığı için öyle bir tavır sergilemiş olabilir.

GERÇEKLİK:  Bu anlayış müsfettesi halin insanı çileden çıkarır!

BEN: Ne? Farkında olmadan incitmiş olamaz mıyım onu?

GERÇEKLİK:  Peki senin incinmelerin ne olacak? Kaç kere o kız yüzünden dayak yedin. Annene hala sızlanıyorsun kafamıza kalas attığı için!

BEN: Evet, orası öyle… Ama çocuktuk sonra değişti herşey.

GERÇEKLİK:  Değişir tabi; Ayşegül on altısında evlendi, Özlemler mahalleden taşındı. Kezban da Serpil’le sürekli kavga ederdi zaten.

BEN: Kezban’la kopmuş olduğum içinde üzgünüm ama. En azından gerçekten arkadaşı olarak görürdü beni. Hatta biz taşınırken ağlamıştı.

GERÇEKLİK:  Çünkü onu gerçekten dinleyen tek kişiydin.

BEN: Ve şimdi oturup arkasından dedikodu yapıyoruz saygısızca!

GERÇEKLİK:  Mesele bu mu yani?

BEN: Ne olması lazım.

GERÇEKLİK:  Ben bizi etkileyen dış dünya hakkında konuştuğumuzu sanıyordum!

BEN: Çok acımasızsın!

GERÇEKLİK:  Gerçekçi diyelim. Ayrıca tartışırsak yine sen üzülürsün

BEN: Niyeymiş o?

GERÇEKLİK:  Çünkü senin insanları dinleme nedenin onlara iyilik yapmak değildi! Koşumalarının insanları sıktığını düşündüğün için susuyordun sadece! Bak yine uzun uzun cümleler kuruyorum senin yüzünden!

BEN: Benim yüzümden değil Tolstoy yüzünden…

GERÇEKLİK:  Bu da aptallığının başka bir boyutu on yaşında Tolstoy okumak senin neyine? Sanki bir bok anladın okuduklarından!

BEN: Ama Katyuşa’yı çok sevmiştim, sonunda Dimitri’ye hayır demişti!..

GERÇEKLİK:  Emin ol o kitabı Neriman okusaydı çıkarımı seninkinden farklı olurdu. Hatta Serpil ve Kezban’nında!

(…)

BEN: Sanırım bu konuda haklısın.

GERÇEKLİK:  İşte sırf bu nedenle onlarla gerçekten dost olamazdın!

BEN: Sanırım bu konuda da sana katılıyorum.

(…)

BEN: Ama haklı olduğunu kabul ettiğim de şöyle pis pis sırıtıyorsun ya gıcık oluyorum sana!

(…)

BEN: Kes şunu artık! Vallahi gıcık oluyorum.

GERÇEKLİK:  Tamam tamam…

BEN: Ayrıca onlarla dost olamamam onların mutlu olmalarını istememe engel değil!.

GERÇEKLİK:  Tabi ki; bana sorarsan da mutlu olsunlar. Sultan, Nafiye, Fatma…

BEN: Fatmalar’ın ikisi de  hatta hepsi tanıdığım tanımadığım tüm Fatmalar mutlu olsun!

GERÇEKLİK:  Herkes sevgi ve mutluluk yumağı olsun.

(…)

BEN: Ne diye dalga geçiyorsun? Olacak tabi! Hatta kadınlar mutlu olmayacaksa kimse mutlu olmasın!

GERÇEKLİK:  Peki sen ne olacaksın?

BEN: Bilmem sen söyle! Gözlerimin arkasına saklanıp beni analiz etmek sonra da bilmiş bilmiş ahkam kesmek senin işin ne de olsa?

GERÇEKLİK:  Buyur işte! Neden her konuşmamızda bizi suçlu çıkaracak bir neden buluyorsun?

BEN: Çünkü o zaman konuşup anlatmak için çabalasaydım şimdi daha huzurlu olabilirdim!

GERÇEKLİK:  Saçma sapan konuşma anlatmayı denemedik mi sanki? Allah’tan insanlar deli olduğunu düşündü de öldürülmekten kurtulduk!..

(…)

GERÇEKLİK:  Bu sessizliğini haklı oluşum olarak kabul ediyorum.

BEN: Et et sonra da kına yak bir tarafına!..

(…)

BEN: Selma da mutlu mudur sence?

GERÇEKLİK:  Emin ol senin dışındaki bütün arakadaşların mutludur!..

(…)

BEN: Neden canımı yakmak için uğraşıyorsun?

GERÇEKLİK:  Meselenin bu olmadığını biliyorsun!

BEN: Mesele ne öyleyse?

GERÇEKLİK:  Senin bu kendin ve biz dışındaki herkesi gereğinden fazla önemsiyor olman!

BEN: Bencil mi olmalıyım?

GERÇEKLİK:  Hayır sadece kendi hayatını yaşamak için çabalamalısın. Anne değimiyle…

BEN: Önce kendini kurtar.

(…)

BEN: Neyseki babam yoktu!

GERÇEKLİK:  Ama dört abin vardı.

BEN: Onlar beni sıradan bir kız olarak görmediler ki!

GERÇEKLİK:  Onlar seni kız olarak görmediler ki; zaten yaşadığın tüm cinsiyet karmaşalarının sebebi de bu değil miydi? Ama bunu yapan da sendin. Ablan gibi bulaşık yıkamak yerine abinlerle oynadın. Sen kızsın gelme dediklerinde kavga ettin. Sırf etek giymeye zorluyorlar diye liseden sonra tüm eteklerini yaktın. Bugün bir kızın elini tutup sevgilin diye eve götürsen şaşırmayacaklar.

BEN: Aslında bundan da korkmuyor değiller…

GERÇEKLİK:  Eğlenceli olmaz mıydı ama? Annenin ve abinlerin yüz ifadesini düşünnce…

BEN: Evet beni öldürürken de onlar eğlenirdi artık!

GERÇEKLİK:  Sanırım öyle… Galiba aseksüel olmanı daha çok isterler. Evlenip çocuk doğuramadı evde kaldı derler ama en azından güvende oluruz.

BEN: Belki de evlenirsem biter bu sorunlar.

GERÇEKLİK:  Mesele evlilik değil ki! Aşık olunca evlenmeyi düşünebilir insan ama nüfusa katkı olsun diye evlenmek mantıksız!

BEN: Bunları düşünmek istemiyorum. Beni öldürmesinler yeter bana.

GERÇEKLİK:  Gerçi biri bunu denemedi değil! Neyse ki onu cezalandırma biçimin oldukça etkiliydi.

BEN: Hala hissediyor değil mi onu abim olarak görmediğimi?

GERÇEKLİK:  Kesinlikle… Sıkıntı yapma bu kadar bence. Sonuçta abinlerin de artık aileleri var ve sana ayıracak vakitleri yok.

ÇOCUKLUK: Yahya abim evlenmedi daha! Üstelik beni hep merak ediyor ve destekliyor.

GERÇEKLİK:  Sen de onu destekliyorsun… Dinliyorsun; yanlış sözcükler kullansa bile ne anlatmak istediğini anlıyorsun.

ÇOCUKLUK:           Bak nasıl mutlu oldum yine abimi düşününce. Çok seviyorum onu, annemden bile çok

GERÇEKLİK:  Biliyorum; herkes biliyor. Hatta kıskananlar bile var bu durumu.

ÇOCUKLUK: Kimmiş o hadsizler?.. Bir Dakika sen niye gülüyorsun?

GERÇEKLİK:  Yine karakterin değişti.

ÇOCUKLUK: Değişmesin mi? Abim geldi aklıma. Çocukken bayır aşağı “Beni bekle! Beni bekle!” diyerek peşinden koştuğum abim. Hayata dair ilk anılarımı paylaştığım abim.

GERÇEKLİK:  Aynı hikayeyi tekrar anlatacak mısın?

ÇOCUKLUK: Tabiki de… Şimdi, ben üç ya da dört yaşındayım abim de benden bir buçuk yaş büyük…

GERÇEKLİK:  Emin ol biliyoruz.

ÇOCUKLUK: Sözümü kesmesene…

GERÇEKLİK:  Tamam.

ÇOCUKLUK: Ne diyordum… Çocukken annemler bizi yukarıdaki evde ninemle bırakıp “Öğlen deredeki eve kova getirin inekleri sağacağız” dediler. Tabi annem ve büyük abim biz öğlene kadar bunu unuturuz sanmış ama biz ne yaptık unutmadık. Pespembe bir kovayla deredeki evin oraya indik. Kimse yok! Meğer annem abimler ve ablamı alıp çarşıya gitmiş. Bizim bundan haberimiz yok. Başladık ağlamaya “Burası bizim ev değil! Öyle olsa annemler burada olurdu!” Aslında mesele: evrenimizde yalanı icat edemeyecek kadar küçük olmamızmış. Bunu çok sonra öğrendik. Her neyse, ağlıyoruz hüngür hüngür “Kaybolduk!” diye… Hımmm hikayede zaman değişimi oldu. Ağlıyoruz değil ağladık… Ne diye gülüyorsun yine?

GERÇEKLİK:  Afedersin… Dinliyorum, en son kayboldunuz diye ağladığınızı söyledin.

ÇOCUKLUK: Sen de oradaydın canım. Hatta o zaman bir bütündük.

GERÇEKLİK:  Evet evet; dinliyorum.

ÇOCUKLUK: Dur be hevesimi kırma… Ağladık. Sonra eve nasıl döneceğimizi düşündük.

GERÇEKLİK:  Birbirinize destek ola ola eve döndünüz.

ÇOCUKLUK: Aynen öyle!.. Evin altındaki fındık bahçesinde Havva ablayı görünce …

GERÇEKLİK:  Ve yanındaki küçük köpeği…

ÇOCUKLUK: Evet… Gülme pis pis!.. Yanındaki küçük köpeği görünce evi bulduk diye sevindik.

BEN: Sanırım “Kaybolmak” ve “Kimsesizlik” kavramlarının benzeriği üzerine düşünme takıntısı o zamanlardan kalma.

GERÇEKLİK:  Hoş geldin.

BEN: Özledin mi beni?

ÇOCUKLUK: Çok sıkıcı oldu burası. Ben çocukluğumuzdaki tatlı anılara dönüyorum.

BEN: Bazen neden böyle bir karaktere ihtiyaç duymuşum diye düşünüyorum.

ÇOCUKLUK: Çünkü sıkıcı ve itici hayatının benim gibi şirin bir tarafa ihtiyacı vardı.

GERÇEKLİK:  Narsis mi ne?

ÇOCUKLUK: Kalbimi kırma; bağıra bağıra ağlarım insanlar deli olduğunu düşünür.

BEN: Tamam, sakin. Hadi git derenin kenarındaki elma ağacına tırman.

ÇOCUKLUK: Umarım rüzgar da esiyordur hala… Ayrıca içimizdeki en narsis karakterin de sen olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.

BEN: Aranızda ne var sizin?

GERÇEKLİK:  Şişşşş, biraz bekleyelim

BEN: Tamam…

(…)

GERÇEKLİK:  Aslında bir sorun yok. Sadece bana biçtiğin gerçekçilik rolüne biraz fazla pesimistlik katmışsın. Bu da biraz dışarıda kalmama sebep oluyor.

BEN: Özür dilerim.

GERÇEKLİK:  Önemli değil. En azından artık eskisi kadar çok öldürmüyorsun beni.

BEN: Çünkü artık ben de ölmekten korkuyorum.

GERÇEKLİK:  Şaşırtıcı… Halbuki sırf ölüm merakın yüzünden bizi öldürmeye başladın.

BEN: Sonra da yokluğunuza dayanamayıp yeniden dirilttim… Sence Allah’ta bizim yokluğumuza üzülür mü?

GERÇEKLİK:  Üzgünüm ama inanç konusunda hepimizi kendi doğrularına göre kodladın. Bu nedenle, bu konuda sana karşı br fikir beyan edemem. Bizim için Allah; bizi her şeyden çok seven, özleyen, yardım etmek istediği halde diğerlerine haksızlık olmaması için sadece kavşakları göstermekle yetinen ve öldüğümüzde bizi şefkatle saracak sonra da cennetteki pikniğimizde bizimle sohbet edecek bir yaratıcı.

BEN: Ama öyle olmalı! Bizi sevmese niye yaratsın? Elinde sopayla “Buraya geldiğinde görürsün gününü!” diye bekleyen bir yaratıcı olamazki!

ÖFKE: Evet öyle bir yaratıcı olamaz!

İNANÇ: Ama tenimize değen rüzgar bile onun ne denli şefkatli olduğunu gösteriyor.

ÖFKE: Öyleyse gök gürültüsü öfkesi mi?

İNANÇ: Belki de korkmayalım diye orada olduğunu hüzünle bize hatırlatma yöntemidir.

ÖFKE: Fırtınalardan korkmama sebebimiz bu kodlar mı yani?.. Bence bunun atmosfer olayı olduğu gerçeğini unutmamalıyız.

İNANÇ: Ruhsuz!

BEN: Kızlar sakin!..

İNANÇ: Neden inatla onu hayatta tutmaya devam ediyorsun? Öldür de kurtulalım!

ÖFKE: Öldürsün!.. Sanki daha önce öldürmedi? Hiç ölmemiş bir karakter olarak konuşmak kolay tabi! Hayal dünyasında kaybolmuş bir avuç aptal karaktersiniz. Ben olmasaydım sizi küçük gören aşağılayan insanlara karşı kim maskeleyecekti?.. Söyle, denemedin mi? Kaç kere öldürdün beni? Kaç gerçek insana giydirmeye çalıştın? Sonra ne oldu peki? Gerçekleri kaldıramadın! O aynanın içinden sana bağırmasaydım hepimiz çoktan ölmüş olurduk!

GERÇEKLİK:  Biri gerçeklik hakkında mı konuştu?.. Ben yokken baya kalabalıklaşmışız.

KADINLIK: Ben de mi katılsam. Heyecan giderek artıyor gibi.

BEN: Beynim yanmak üzere biraz ara verebilir miyiz?

KADINLIK: Ben daha yeni gelmiştim ama

İNANÇ: Bence sen de gereksiz bir karaktersin.

KADINLIK: Bana mı öyle geliyor yoksa sayı arttıkça tahammülsüzlükte mi artıyor?

BEN: Şükürler olsun; kapı.

…………………………………………………………………………………………………