BÖLÜM: 6

BEN: Evet kızlar, nasılsınız bakalım?

ERİL ETKİ:  Kızlar sözünü cinsiyetçi buldum!

FEMİNİZM: Hepimiz bir kadın bedenindeyiz çünkü.

MERAK: Yanlış yerde gibi hissediyor musun kendini?

ERİL ETKİ:  Kesinlikle! Çok garip ve karmaşık bir durum bu.

BEN: Bir de bana sor! Sürekli bir dengesizlik hali yaratıyorsun bende.

ERİL ETKİ:  Onu beni tasarlamadan önce düşünecektin!

FEMİNİZM: Üzgünüm ama senin var olma sebebin çevresindekilerin onda yarattığı baskıdan kurtulmak istemesiydi. Ame ne yazık ki bunu yaparken geleneği sorgulamak yerine kendini sorgulamaya yöneldi ve bunun sonucunda da aslında kendi içinde hiç var olmaması gereken bir karekter yani sen doğdun!

ERİL ETKİ:  Yine de ben olmayı seviyordu.

FEMİNİZM: Sen olmayı değil sen olunca sahip olabileceği ayrıcalıkları seviyordu.

KADINLIK: Doğru, benimleyken bunlara sahip olmak pek de mümkün değildi.

ERİL ETKİ:  Benimleyken sahipti de ne oldu sanki? Beni de herkesten sakladı.

BEN: Yine zihnimi allak bullak ettiniz.

GERÇEKLİK:  Normal.

BEN: Nasıl normal olabilir bu durum. Bir kadın olmama rağmen içimde bir erkek kimliği yarattım ve yıllarca hem bulunduğum bedeni sevmemin hem de kadın olmaktan nefret etmemin çelişkisi içinde yaşadım ben!

ERİL ETKİ:  İşte bu nedenle benim yanlış tasarlanmış bir karakter olduğum ortada. Hem ben olmak isteyip hem de bir kadın bedenine sahip olmayı sevemezsin… Gerçi benim hatalı olamam daha olumlu bir durum senin için.

(…)

ERİL ETKİ:  Yani, bir düşünsene, gerçekten ben olsaydın bedeninin içinde de mutsuz olacaktın!

GERÇEKLİK:  Bunun sonucunda ya intihar edecektin ya da erkek olmak istediğin için öldürülecektin!

BEN: Peki tüm bunlara rağmen beni kurtaran şey neydi?

GERÇEKLİK:  Bölünmüş karakterlerin yani biz ama en çok da öfken.

ÖFKE: Yo, bence hepimizin payı aynı.

GERÇEKLİK:  Mütevazılığa gerek yok sonuçta insanlara karşı onu en çok sen savundun. İnsanlar senin yüzünden onu deli ilan etse de hayatını kurtardın. Üstelik onu sadece insanlardan değil kendi duygularından da korudun.

ÇOCUKLUK: Çok korkunçtu. Eğer o aynanın içinden bağırmasaydın…

ÖFKE: Tamam bence abartmayalım daha fazla geçmişte kaldı sonuçta…

MERAK: Tamam madem konuyu değiştiriyoruz. Dikkatimi bir şey çekti; biz nasıl aynı zamanda hem duygu hem de onun parçalanmış karakterleri olabiliyoruz?

GERÇEKLİK:  Çünkü kendini duygularında ötekileştirdi.

MERAK: Tüm bu çatışmanın kaynağı bu mu?

ERİL ETKİ: Şu an ne konuştuğunuz hakkında en ufak fikrim bile yok!

BEN: Kadınlerın erkekler üzerinden ötekileştirilerek tanımlanması hakkında.

ERİL ETKİ:  Hala anlamadım.

FEMİNİZM: Şöyle ki; kendini erkek olmayan olarak tanımlamak yerine, duygularına yönelerek tanımlamaya çalıştı. Mesela öfkenin nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalışıp öfkeli ya da öfkeli olmayan demeyi seçti; bu nedenle öfkesini kendinden ayırıp öteki bir karaktere dönüştürdü. Tıpkı diğer duygularına yaptığı gibi.

ERİL ETKİ:  Bu durumda benim varlığım senin içinde bir çelişki doğursa da senin kendini bir erkek üzerinden tanımlamanı engellemiş oldu en azından.

GERÇEKLİK:  Olabilir, kulağa mantıklı geliyor.

BEN: Sonuç olarak kendimi anyalabilmek için duygularımdan kendime öteki karakterler oluşturdum.

FEMİNİZM: Bunun sonucunda da duyguların da cinsiyet kazanmış oldu.

GERÇEKLİK: Ben hala cinsiyetsizliğimizi savunuyorum.

FEMİNİZM: Bence bu durum erlil etkiyi yok etmemesinden ileri geliyor.

DÜŞÜNCE: Bu konu da seninle aynı fikirde değilim. Bence bu şekilde bir tutum sergilememe nedeni, bunun erkeğin kadını ötekileştirmesinden farksız olacağını düşünmesi. Yani duyguların cinsiyetsizliğine saygı duyduğu için bize böyle bir baskı yapmıyor.

FEMİNİZM: Buna katılmıyorum. Sunuç olarak o bir kadın ve içinde barındırdığı tüm duygular onun özelliklerini taşıyor. Öyle olsa gerçekliği ya da diğer duygulardan birini eril etki üzerinden ötekileştirmeye çalıştığında buna karşı çıkmazlardı.

GERÇEKLİK: Ama bizim buna karşı çıkma sebebimiz de şimdikiyle aynıydı. Biz ne kadın ne de erkek olmak istiyoruz.

ERİL ETKİ:  Sobetinizi bölüyorum ama merak ettiğim bir şey var. Beni tasarlamak için neyi kullandın?

GERÇEKLİK:  Çevresindeki erkeklerin tepki ve davranış biçimlerini.

ERİL ETKİ:  Bu durumda gerçek anlamda tasarlanmış olan tek karakter benim.

MERAK: Evet, bu noktaya dönmemiz iyi oldu. Paradoks sorumun cevabını bekliyorum hala.

GERÇEKLİK:  Tamam sırayla gidelim. Evet, sen gerçek anlamda kurgulanmış bir karaktersin ama tam da bu nedenden dolayı bu bedene ait olmayan yapay bir karaktersin.

BEN: Doğru, seni tasarlarken kullandığım duygusallık da çevremdeki erkeklerin duygusal tepkilerinin kopyası.

GERÇEKLİK:  Bizim içinse durum şu; kendini tanımlamak için yaptığın ötekileştirmeyi bizi kullanarak yaptın. Yani duyguların üzerinden kendine öteki karakterler yarattın. Bu durumda biz senin hem duyguların hem de öteki karakterlerin olmaya başladık  ama gözden kaçırdığın nokta iki içgüdü dışındaki tüm içgüdü ve duygularının cinsiyetsiz olduğuydu ve sen kadınlık içgüdünü reddetmekle birlikte annelik duygusuna sahip olmadığın için bizi yapay bir erillik üzerine inşa etmeye çalıştın…

KADINLIK: Bu sebeple yarattığın karakterler sende tatmin oluşturmadı; çünkü onlar da yapay karakterlerdi ve onları sürekli öldürüp yeniden tasarlamaya başladın. Bu durumda gerçek içgüdülerinin ortaya çıkması kaçınılmazdı ve maalesef yine en yanlış içgüdüden, adını bile anmak istemiyorum, ölüm isteğinden başladın. Neyse ki tam o esnada yaşama içgüdün öfkenle birleşerek senin ayna karşısındaki o halüsülasyonu görmeni sağladı.

ÖFKE: Böylece ilk öteki karakterin olarak ben doğmuş oldum.

BEN: Yani sana ihtiyacım varken seni kullandım ama sonra kendimi güvende hissettiğim zamanlarda seni öldürdüm…

(…)

ÖFKE: Üzülmene gerek yok. Bak, sonuç olarak ben hala buradayım. Üstelik beni ne kadar öldürsen de her seferinde geri gelebilirim…

KADINLIK: Doğru, çünkü o aslında hem öfken hem de yaşama güdün. Yani içimizde sana en bağlı olanın o olması da çok normal.

BEN: Tüm bu karmaşalar ve yaşananlar için özür dilerim…

MERAK: Ama bu durumumuzun psikolojik açıdan çok zorlayıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor… Keşke en başından böyle bir bölünmeye gitmeseydin.

DÜŞÜNCE: Boşuna dememişler bilgi ağır bir yüktür diye.

ÖFKE: Bu kadar üzerine gitmeye gerek yok. Sonuçta böyle olmasını o da istememişti.

GERÇEKLİK:  Orası da doğru yaşadıkları onu buna itti.

ERİL ETKİ:  Çok korumacı gördüm seni halbuki öfke daha yıkıcıdır diye bilirdim ben.

ÖFKE: Çok merak ediyorsan sana bu yönümü gösterebilirim.

FEMİNİZM: Bırak şu moronu. Baksana konuştuklarımızı bile anlamamış.

ERİL ETKİ:  İlla her sözüme bir karşılık vereceksin değil mi?

ALAYCILIK: Tabi ki de yoksa içi rahat etmez.

FEMİNİZM: Bir sen eksiktin!

BEN: Kusura bakma ama geç kaldın mola vakti! Beynim yandı.

RİTİM: O zaman müzik…

BEN: Şu an tam da ihtiyacım olan şey…

(M)

………………………………………………………………………………………………..

RİTİM: Çok ayıp ama hem benimle konuşmak istiyorsun hem de müzik açık.

BEN: Konsantre olamıyor musun?

RİTİM: Gerçekten soruyor musun bunu?

BEN: Eve çünkü seni daha yakından tanımak istiyorum.

RİTİM: Çok komiksin… Beni zaten tanıyorsun.

BEN: Olsun belki yeni bir şeyler keşfederiz.

RİTİM: Tamam, müzik varken sadece müziğe konsantre oluyorum doğal olarak

BEN: Müziği neden bu kadar seviyorsun?.. Gülme ben ciddiyim.

RİTİM: Ahhmmm… Tamam… Benim olayım ritim; çünkü evrendeki her şey ritimle alakalı.

BEN: Biraz açıklar mısın?

RİTİM: Yapma lütfen… Yoksa gazeteci bir karaakter oluşturmaya mı karar verdin?

BEN: Anlamadım.

RİTİM: Benimle sanki röportaj yapıyormuş gibi konuşma sohbet ediyoruz alt tarafı.

BEN: Tamam, Anlat öyleyse…

RİTİM: Önce biraz müzik mi dinlesek?

BEN: Beni hep bu şekilde kandırıyorsun ama.

RİTİM: Ne var ki sen de dans etmek istiyorsun… Hadi müzik lütfen…

BEN: Peki ama dans ederken konuşmaya devam edeceğiz.

RİTİM: Nasıl istersen…

(M)

RİTİM: Ses, sözcükler, aşk, rüzgar, hareket, zaman, akışkanlık, süzülme…

BEN: Ne sayıyorsun?

RİTİM: Müziğin iç dünyandaki etkilerini… Ve istersen daha da saymaya devam edebilirim.

BEN: Sence sadece bir şarkı nasıl bunca şeyi aynı anda düşündürüp hissettirebilir?

RİTİM: Sadece bir şarkı deyip geceçemzsin. Öyle olsa tüm şarkılar sana aynı şeyi hissettirirdi… İki nota bir bestelerde…

BEN: Yani dinlediğim onca saçma sapan şarkıya rağmen hala bir gustom var.

RİTİM: Aslında sadece Türkçe şarkı dinlediğinde bu geçerli. Sonuçta bu dilin içinde doğdun ve duygularını bu dille ifade ediyorsun ama Rusça, Farsça, Japonca, Hintçe, Arapça ya da diğer herhangi  bir dilde ses ve sözcüklerde enstrumana dönüşüyor.

BEN: Sözleri anlamadığım için sadece telaffuzun müzikle uyumuna odaklanıyorum yani.

RİTİM: Kesinlikle; bak mesela, eskiden dinlediğin İngilizce şarkıları artık dinleyemiyorsun çünkü anlamlarını öğrendikçe sözcükler müzikten uzaklaşmana neden oluyor.

BEN: Ama kabul etmeliyiz ki hala bazı saçma İngilizce şarkıları dinliyoruz.

RİTİM: Evet, ama her şarkıyı dinlemiyorsun. Bazı şarkıların ritimleri o kadar güzel oluyor ki sözleri pas geçip müziğe odaklanabiliyorsun. Tabi bunda İngilizce’nin hala yeteri kadar iyi olmaması da çok etkili… Misal Türkçe bir şarkıda müzik ne kadar güzel olursa olsun sözlerin saçmalığı şarkıya yabancılaşmana neden oluyor.

BEN: İngilizce’m yeteri kadar iyi değil mi sence?.. Çok kötüsün…

RİTİM: Bence ciddiyetten uzak olmak da sana yakışıyor… İşte böyle gülümse…

(…)

BEN: Evrenin ses dalgalarından oluştuğunu biliyor musun?

RİTİM: Sence?

BEN: Böyle alaycı sorduğuna göre, evet.

RİTİM: Senin bildiğin her şeyi biz de biliyoruz ama bizim bildiğimiz her şeyi sen bilmiyorsun!

BEN: Bu mümkün olamaz.

RİTİM: Gayette mümkün.

GERÇEKLİK: Bence de.

ALAYCILIK:  Bu kız bazen çok aptal oluyor.

GERÇEKLİK: Aptallık değil eşref saatleri fazla.

DÜŞÜNCE: Bence de bu tabir daha doğru bir tabir olur. Zira her eşref satti aptallık sayılsaydı Dünya’daki tüm insanlar aptal demek olurdu bu. Gerçi aklı olup da doğru kullanan kaç insan var ki?..

RİTİM: Afedersiniz ama tam da bir sohbetin ortasındayız.

GERÇEKLİK:  Tamam, kaçtık biz.

RİTİM: Eee, ne diyorduk?

BEN: İki başlığımız var biri müzik ve evrenin bağlantısı diğeri sizin bilip benim bilmediklerim.

RİTİM: Önce kolay olandan başlayalım.

BEN: Hangisi kolay ki?

RİTİM: Gördün mü? Bilmiyorsun işte… Benim için cevap müzik yani ritim hem kolay hem önemli.

BEN: Neden önemli?

RİTİM: Senin de dediğin ve benim de bildiğim üzere evren ses dalgalarından oluşuyor ve evrendeki herşey belli bir ritim üzerinde hareket ediyor…

BEN: Evet…

RİTİM: Böyle meraklı çocuklar gibi bakınca komik oluyorsun.

(…)

RİTİM: Tamam, tamam asma suratını… Müziği evrenin kendisi dansı da evrendeki gezegen, gezegen ya da cisimlerin hareketi olarak düşünüyorsun. Yani güzel bir müzikle uyumlu bir dans sana evrenin parçasıymış gibi hissettiriyor. Tıpkı sema yapmak gibi… Bu nedenle de sessizlik ve hareketsizlik seni olumsuz etkiliyor.

BEN: Çok hareketli biri değilim ama?

RİTİM: Bedensel bir hareket olmasa bile zihninde çok hareketlisin. Gerçi bedensel olarak biraz daha hareketli olman sağlığın için iyi olur.

BEN: Evet kilo almaya başladım yine… Niye gülüyorsun? Yalan mı söylüyorum.

RİTİM: Tamam tamam, doğru kilo almaya başladın ama başka fiziksel rahatsızlıklar da yaşayabilirsin bunun dışında sürekli bilinçli düşünce halinde olman da sana zihinsel bir yorgunluk hatta ruhsal bir bozukluk da getirebilir.

BEN: Bilinçli düşünce hali?

RİTİM: Yani o anda düşündüğünün farkında olma durumu… Sen farkında olmasan da zihnin düşünür. Hiç boş kalmaz ama sen her an ne düşündüğünün farkında olmaya çalışıyorsun ve bu çok yorucu.

BEN: Ne yapayım? Bu aralar reel dünyada yapabileceğim bir şey yok. Ben de kendimi düşüncelerle ve hayallerle avutuyorum.

RİTİM: İşte bu nedenle, müzik dinleyip dans edebilirsin… Böylece hem egzersiz yapmış olursun hem de kendini evrenin bir parçası gibi hissederek huzur bulabilirsin.

BEN: Tamam, bunu deneyeceğim… Hadi şimdi diğer konuya geçelim… Benim bilmediklerimi siz nasıl bilebilirsiniz.

RİTİM: Reel dünyadaki materyal bilgileri hepimiz seninle aynı anda öğreniyoruz ama senin iç dünyana olan etkisini ya da zaten iç dünyanda var olan anlamlandıramadığın şeyleri biz senden önce hissediyoruz ve senin dikkatini bu noktalara çekmek için kafanı karıştıtıyoruz. Sonra da sen bu konular hakkında düşünüp müzakere ediyorsun ve bizimle birlikte öğrenmiş oluyorsun.

MERAK: Bu konu ilgimi çekti katılabilir miyim?

DÜŞÜNCE: Ben de katılmak istiyorum.

RİTİM: Tamam, bana uyar. Müzik dinlemek için iyi bir fırsat.

BEN: Müzik?

RİTİM: Hayır hayır. Reel dünyada değil.

BEN: Evet sizi dinliyorum.

DÜŞÜNCE: Aslında söyleyeceklerim az öncekilerle aynı. Dış dünyayı seninle öğreniyoruz ama iç dünyanı senden önce biliyoruz ve bunu öğrenmene yardım ediyoruz. Tabi senin bunları reddetme ya da bastırmaya çalışma gibi bir seçeneğin de var.

MERAK: Yani meseleyi bilinçaltına itme durumu.

BEN: Şimdi anladım.

MERAK: Böyle baktığına göre her şeyi kabullenmemeye devam edeceksin!

DÜŞÜNCE: Yani her şeyi kabul etmek senin için zor demek istedi.

MERAK: Aynen.

BEN: Elbetteki zor. Siz sadece zihnimin içindesiniz ama ben gerçek insanlarla da muhattap olmak zorundayım.

İLHAM: O yüzden delirmek en güzeli.

ÖFKE: Kafasını karıştırma lütfen… Çok yardım etmek istiyorsan birşeyler yazıp çizmesine yardım et.

GERÇEKLİK:  Evet, bu aralar çok yoksun ortalarda.

İLHAM: Bir dakika yahu beni konuşmuyoruz burada.

BEN: Ama haklılar. Uzun zamandır bir şeyler yazamadım.

İLHAM: Sen öyle san! Şu an ne yapıyorsun peki?

BEN: Bunda senin payın var mı?

İLHAM: Organize ediyorum şimdilik. Bittiğinde ve tüm yazılanları temize çekip düzeltmeler yapmak istediğinde ben orada olacağım ve her kelimeyi analiz ederek nasıl daha iyi anlatılabilir üzerinden düzeltmeler yapacağım.

BEN: Sanatın ilhamla alakalı olduğunu sanırdım. Sense ders çalışmak gibi anlatıyorsun.

İLHAM: Merak etme, senin için zaten ilhammış gibi olacak… Hiç ilhamın nasıl çalıştığını düşünmedin değil mi?

MERAK: Enteresan bir soru.

KADINLIK: Konuyu bölmek istemem ama ben konuşmalarımın değiştirilmesini istemiyorum.

ÇOCUKLUK: Ben de!.. Ne o öyle çocuğunun yerine konuşan ebevenler gibi!

ÖFKE: Aynen.

GERÇEKLİK:  Ben de aynı fikirdeğim gerçeğe bağlı kalmak lazım.

RİTİM: Sanırım herkes bu konuda hem fikir.

MERAK: Vay be, herkes aynı fikirde olunca bir huzur geldi ortama sanki.

SÜKÜNET: Şükürler olsun bu sakinliğe.

İLHAM: Yalnız kaçırdığınız bir noktayı hatırlatmak istiyorum.

BEN: Sen aynı fikirde değilsin.

ERİL ETKİ:  Fark etmez biz daha kalabalık olduğumuz için bizim istediğimizi yapacaktır.

FEMİNİZM: Hoş geldin eril otorite!

ALAYCILIK: Eee, ne oldu huzura?

MERAK: Siz ikiniz niye pis pis sırıtıyorsunuz.

ALAYCILIK: Ben sadece eğlenceme bakıyorum.

GERÇEKLİK: Onun işi bu biz birbirimize düşmezsek ona malzeme çıkmaz.

DÜŞÜNCE: Doğru bir yaklaşım.

İLHAM: Ne yaparsızın kızlar sanatı en çok çelişkiler besler… Öyle bakma bana en çok malzemeyi sen veriyorsun!

ERİL ETKİ:  Biliyorum.

FEMİNİZM: Bir de beni katınca tadından yenmiyor değil mi?

İLHAM: Ama bunun için beni suçlayamazsınız malzemeyi ben çıkarsam da bunu gerçek dünyada paylaşıp-paylaşmama kararını ben vermiyorum.

FEMİNİZM: Neyseki öyle bir seçenek var!

ÖFKE: Sana güveniyoruz.

BEN: Biliyorum.

İLHAM: Yine de her şey bir anlık deliliğe bakar. Sonra bir bakmışsın her şey olup bitmiş.

ÖFKE: Ne demeye çalışıyorsun sen?

GERÇEKLİK: Bence sussan iyi edersin.

İLHAM: Haklısın, sustum.

MERAK: Hmmm gizemli bir atmosfer sezinliyorum. Daha önceki sorum geliyor aklıma!

GERÇEKLİK:  Bu kadar merak yeter bence!

MERAK: Ama benim görevim de bu değil mi sonuçta?

GERÇEKLİK:  Tatlım ölmeyi istiyorsun galiba?

BEN: Bu da ne demek şimdi?

MERAK: Bana tüm cevaplarımı verecek demek.

BEN: Yani?

MERAK: Merak gerçeği arar ama ona kavuştuğunda ölür. Bu nedenle en iyi onunla anlaşmama rağmen ondan biraz uzak durmam gerek.

ÖFKE: Bunu pek becerdiğin söylenemez… Benden sonra en çok ölen karaktersin.

MERAK: Bir de bana sor… Allahtan merak edecek çok fazla şeyi var da bir şekilde hep hayata dönüyorum.

ÖFKE: Ama bu kez cevabı ben de merak ediyorum. Bir anlık delilik derken ne demek istedin?

İLHAM: Şey… Aslında…

GERÇEKLİK:  Eğer zayıf bir anına denk getirirse onu ikna edebileceğini düşünüyor.

ÖFKE: Böyle bir şey mümkün mü?

KORKU: Öyleyse çok iyi düşünüp taşınmak gerek!

ALAYCILIK: Bir kayıp daha çıka geldi… Nerelerdeydin?

KORKU: Seni alakadar etmez. Şu an burdayım ya ona bak!

BEN: Konuyu dağıtmayın. Her koşulda karar hakkı benim endişe etmenize gerek yok!

ALAYCILIK: Neden hep bir şeyleri toparlama peşindesin? Bırak azıcık dağıtıp eğlenelim.

ERİL ETKİ:  Katılıyorum…

FEMİNİZM: Mümkünse birlikte takılmayın, çekilmez oluyorsunuz?

ALAYCILIK: doğru söyle onu mu benden beni mi ondan kıskandın?

FEMİNİZM: Ne münasebet! Sizin neyinizi kıskanacağım?

ERİL ETKİ:  İşte bu yüzden iticisin.

FEMİNİZM: Anlayamadım pardon!

ALAYCILIK: Nedir bu ciddiyet? Üç günlük dünya şunun şurası… Şişşş senden ne haber?

KORKU: Bana bulaşma!

ALAYCILIK: Ama sana bulaşınca çok eğleniyorum… Sizin öfkeyle durumlar nasıl güzellik?

ÖFKE: Yalnız haddini aşmaya başladın sen!

KADINLIK: Bence de.

ALAYCILIK:  Rahatsız mı oldunuz?.. Herkes ne kadar sıkıcı böyle. Eğlenmek isteyen kimse yok mu?

FEMİNİZM: Neden def olup gitmiyorsun?

ÖFKE: Evet, git artık! Burada istenmiyorsun!

ERİL ETKİ:  Kim demiş? Ben onunla gayet iyi anlaşıyorum!

FEMİNİZM: Bu eril ciddiyetsizlik tahammül sınırımı zorluyor!

ERİL ETKİ:  Burdaysak bir sebebi olmalı tamam mı? Ayrıca emin ol sen bizden daha iticisin!

KADINLIK: Yerinden olsam bu kadar emin olmazdım!

ÇOCUKLUK: Yeter artık! Nedir bu gürültü?

RİTİM: Evet yine coştunuz!

SÜKÜNET: Ben de dayanamıyorum artık! Nedir bu laf yarışı? İlla hep önde mi olmanız gerek. Biraz sükunet yahu!

GERÇEKLİK:  Haklı, üstelik esas kişiyi unuttunuz yine

BEN: Çok şükür!

ÖFKE: Kızdın mı?

BEN: Biraz… Ama beynim yandı desek daha doğru olur.

ÖLÜM ARZUSU: Sana iyi gelecek bir fikrim var aslında!

GERÇEKLİK:  Hey sakin!

ÖFKE: Sakın bir delilik yapmaya kalkışma!

ÖLÜM ARZUSU: Ne var ki? Biraz kan fena olmazdı!

BEN: Tamam sakin ol ve bana odaklan!.. Sen tam olarak hangi parçamsın?

ÖLÜM ARZUSU: Çok kırılıyorum ama… Beni nasıl hatırlayamazsın?

BEN: Tamam, sakin… Biraz öfke…

ÖLÜM ARZUSU: Evet.

BEN: Biraz umursamazlık… Başka… Başka… Biraz delilik ve garip bir şekilde eğlenme isteği.

ÖLÜM ARZUSU: Yani, kimmişim ben?

BEN: Oyun oynama benimle lütfen… Konuşalım hadi!

ÖLÜM ARZUSU: Tamam ama sıkılırsam bırakırım!

İLHAM: Ben de katılabilir miyim?

ÖLÜM ARZUSU: Bana çok tanıdık geliyorsun.

İLHAM: Delilik kısmından olabilir.

ÖLÜM ARZUSU: Sen beni hatırlıyor musun yoksa?

İLHAM: Elbette ve senin adrenalin seven bir tip olduğunu da biliyorum!

ÖLÜM ARZUSU: Kesinlikle!

İLHAM: Ama unuttuğun bir nokta var.

ÖLÜM ARZUSU: Neymiş o?

BEN: O bıçağı eline almış olsan da beni ikna etmeden bize zarar veremezsin!

ÖLÜM ARZUSU: Madem ölmek istemiyorsun, neden beni bunca zaman sonra geri çağırdın peki?

ÖFKE: Sen osun!

GERÇEKLİK:  Evet, ölüm isteği… Ama bu çok garip. Biz neyi kaçırdık ki?

BEN: Siz öyle kendi içinizde tartışırken bir an sinirden saçmaladım sanırım.

ÖFKE: Sana inanamıyorum böyle bir şeyi nasıl düşünebilirsin?

ÖLÜM ARZUSU: Neyse ne? Sonuç olarak ölmek istiyorsan en doğru yerdesin!

İNANÇ: Hiç heveslenme. Sadece kendini boşlukta hissediyor.

BEN: Evet, aslında bu aralar böyle bir durum var. Sizinle konuşmadığım zamanlarda garip bir hissizlik yaşıyorum. Sanki yarın olmayacakmış gibi ölmekten başka çare yokmuş gibi geliyor ama ölmeyi istediğimi sanmıyorum. Yani az önce siz tartışırken öyle bir an ölsem biraz sükunete kavuşur muyum diye sordum kendime; hepsi bu!

ÖLÜM ARZUSU: Ama buradaysam bu bir anlık düşünceden ibaret olamaz değil mi? Bence ölmeliyiz.

KADINLIK: Hayır, ben daha yeni kabul görmeye başladım!

ÖFKE:  Ben de aynı durumdayım!

İNANÇ: Allah’ın verdiği anı Allah alır! Hem doğru şekilde bakarsak yaşamak için sebep muhakkak vardır!

DÜŞÜNCE: Doğru, bakış açısı önemli!

SÜKUNET: Sükunet olacaksa ölebiliriz!

MERAK: Ve maddenin sınırını aşarsak mutlak hakikate ulaşabiliriz!

GERÇEKLİK:  Benim için fark etmez!

KORKU: Delirdin mi? Düşüncesi bile korkunç!

İLHAM: Daha hayata ve sanata dair yapmak istediğim tonlarca şey var!

RİTİM: Evet, daha içimizden geldiği gibi çığlıklar atarak dans etmedik!

ÇOCUKLUK: Ayrıca ben o kiraz ağacına tekrar çıkmadan ölmmek istemiyorum!

ALAYCILIK: Ben daha espirili bir hayatta yaşamak istiyorum.

FEMİNİZM: Ben de kadınlar adına bir şey yapmadan ölmek istemiyorum!

ERİL ETKİ:  Benim de daha mutlu etmek istediğim…

BEN: Bunu duymak istemiyorum!

ERİL ETKİ:  Hala buna aşamadı değil mi?

KADINLIK: Tabiki de.

ÖFKE: Üzerine gitmeyin!

ALAYCILIK: Sen nasıl bir mazoşistsin? Sana yaptığı onca şeye rağmen hala onu savunuyorsun?

ÖFKE: Sen baya geride kalmışsın! Biz bu mevzuları aştık!

ÖLÜM ARZUSU: Beni unuttunuz bu seferde! Ne diyorsun ölelim mi?

ÖFKE: Rahat bırak onu!

ÖLÜM ARZUSU: Ben de onun bir parçasıyım ve onun iyiliğini düşünüyorum.

ÖFKE: Onu öldürerek mi iyilik yapacaksın?

ÖLÜM ARZUSU: Elbetteki… Bana ihtiyacı olmasa beni çağırmazdı… Hem yaşamanın iyi yanı ne ki?

DÜŞÜNCE: Yaşadığın sürece pişmanlık duyma hakkın vardır ve bu hakkı istediğin kadar kullanabilirsin. İstediğin kadar geri dönebilir ya da yolunu değiştirebilirsin.

ÖLÜM ARZUSU: Pişman olmak için mi yaşamalı yani?

DÜŞÜNCE: Hayır tam aksine pişman olmamak için yaşamalı.

ÖLÜM ARZUSU: Pişman olmamak için mi? Bu çok karışık.

DÜŞÜNCE: Şöyle düşün, evde gürültü yapınca oynamak için dışarı yollanan çocuk akşam ezanına kadar eve dönmez; çünkü eve erken dönerse kaçırdığı günün pişmanlığını duyabilir ama bu pişmanlığı o günü kaçırdığı gerçeğini değiştirmez… Yani yaşadığın sürece önünde hep bir umut vardır…

İNANÇ: Kesinlikle!

DÜŞÜNCE: Ve bu umut her pişmanlığında seni yeni yollara yeni seçeneklere götürür ama öldüğünde seçeneklerin bitmiş olur.

İLHAM: Bu yaklaşımı sevdim.

BEN: Biliyorum hepinizin istediği benim iyiliğim ama ben şu anda neyin iyi olacağına karar veremiyorum. Biraz mola versek iyi olacak gibi…

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….