Newyork’ta Atlas Okyanusu’na bakan bir sokakta kırmızı ateş tuğlasıyla örülü eski bir binanın önünde duruyorum. Arkadan gelen güneşin kızıl tonu hem okyanusa hem de binanın tuğlalarına vuruyor. Ne güzel bir manzara diye düşünüyorum. Ardından da ne işim var benim burada, diye soruyorum kendime. Burada olmam mümkün değil diye düşünürken bir anda arkadaşlarımla birlikte tatile gittiğimi düşünüyorum. Ardından kendimi yüksek tavanlı ve ahşap kaplı koridorları bulunan otelin içinde buluyorum. Ahşabın dokusu o kadar güzel ki, bu gerçek olamaz diyorum kendime ve bu esnada arkadaşlarım beliriyor yanımda, kafan mı güzel tatile geldik işte sorgulama, diyorlar. Odama giriyorum içerisi muazzam. Ama bu gerçekten mümkün değil, diyecek oluyorum arkadaşlarım kızıyor. Dışarı çıkmak için giyinmemi bekliyorlar. Kıyafetlerimi yatağın üzerine seriyorum fakat o anda gördüğüm bu güzel elbiseleri ilk kez gördüğümü fark ediyorum. Bunlar benim olamaz, diye düşünürken arkadaşlarım yine devreye giriyor. Tatilde giyebileyim diye benimle kıyafetlerini paylaşmışlar. Öylesine mutlu oluyorum ki, hemen üzerimi giyiniyorum. Ancak bir anda aklıma geliyor, benim böyle bir arkadaş grubum yok. Bunu hatırlayınca kesin rüya görüyorum diye üzülüyorum. Bu sırada dört kız arkadaşım yanıma geliyor. Benim artık sapıttığımı, bunun rüya olmadığını, bu şekilde davranarak onları üzdüğümü söylüyorlar. Bir de dışarı çıkalım bak sana kanıtlayacağız bunun rüya olmadığını diye ekliyorlar. Beni böyle seven, şefkat gösteren arkadaşlarım gerçek hayatta olmamasına karşın içimde onlara inanma isteği doğuyor ve hep birlikte dışarı çıkıyoruz. Yaşasın Newyork sokakları, diyerek geziyor arkadaşlarım. Benimse içimde hala, bu gerçek mi, sorusu. Sanki bunu hissetmişler gibi beni bir mekanın sokaktaki masalardan birine oturtuyorlar ve cheesecake sipariş ediyorlar. Ardından da bu mekanın cheesecaklerinin dünyanın en iyisi olduğu bilgisini ekliyorlar. O an aklıma insanların rüya görürken tat ve koku alamadıklarına dair okuduğum bir bilgi geliyor. İşte buraya kadar artık bunun bir rüya olduğunu anlayacağım, diye düşünüyorum ve önüme gelen cheesecakei koklayıp tadına bakıyorum. Gerçekten de dünyanın en iyi cheesecakei bu diyorum tadı ağzıma dağılırken. Üstelik kokusu da çok güzel. Bunun üzerine ağlayacak gibi oluyorum mutluluktan. Zira bu kızlar gerçekten benim arkadaşlarım ve ben Mecidiyeköy’ün Gülbağ tarafındaki çukurunda bulunan evimden çıkıp buraya arkadaşlarımla birlikte tatile geldim. Ancak bu mutluluğu yaşadığım anda bir anda yer sallanmaya ve basınç yüklü bir uğuldama duymaya başlıyorum. O anda ben buna nasıl kandım, bu bir rüya diyerek ağlayacak gibi oluyorum. Kızar beni sakinleştirmeye çalışıyorlar ve bir anda sarsılma bitiyor. Ardından kızlar beni yeniden bunun gerçek olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Hatta beni ikna etmek için gerçek bir Newyork mekanına götürmeye karar veriyorlar. Bense onları takip ederken içimden bunun bir rüya değil gerçek olması için dua ediyorum. O anki çaresizce inanma isteğim girdiğimiz mekandaki gözleme açan teyzeyi görünce yerle bir oluyor. Bir çocuk gibi, bu bir rüya diyerek ağlamaya başlıyorum. Bunun üzerine mekan bükülerek bir Amerikan Barına dönüşüyor. Kızlar etrafıma toplanarak iyi olup olmadığımı soruyor. Ben de ağlayarak, şu an bu yaşadığım şeyin gerçek olmasına o kadar ihtiyacım var ki, diyorum ve içimden, delirmiş olmaya bile razıyım yeter ki gerçek olsun diye ekliyorum. Arkadaşlarım saçmalama bu gerçek diye yineliyorlar yeniden. Bunun üzerine, neresi gerçek, Amerika’da üstelik barda gözlemeci teyzenin ne işi var, diye çıkışıyorum. Onlar da, delirdin iyice, bak bakalım etrafta gözlemeci teyze var mı, şeklinde karşılık veriyor. Bakıyorum, gerçekten gerçek bir bar burası ve gerçekten de Amerika. Bu kızılar benim arkadaşım ve ben onlarla tatildeyim. Gözyaşlarıma rağmen sevinçle, bu gerçek, bu gerçek, diye kendime tekrar ediyorum. Ve nihayet kendimi yaşadıklarımın gerçek olduğuna ikna edip mutlu olduğum anda gözlerimi Trump Twers’ın arkasındaki çukurda bulunan leş evimde ve leş gibi yaşadığım hayatıma açıyorum. Belki de hayatımın en büyük acizliğini hissederek kendimden ve hayatımdan tiksinirken dolapta yenebilecek hiçbir şey olmadığını hatırlayıp, ne halt edeceğim şimdi ben, diye geçiriyorum aklımdan.