+ Korkuyorum!

– Sakin ol, buradayım.

+ Sen kimsin?

– Senin bir parçanım.

+ Delirdim mi ben?

–  Evet, korkuyor musun hala?

+ Nefes alamıyorum.

– Sakin ol, geçecek. Kimse anlamayacak delirdiğini.

+ Nasıl? Neredeyim ben?

– Karanlıktasın.

+ Hangi mekandayım?

– Ne mekanı?

+ Burası neresi?

– Karanlık dedim ya.

+ Karanlık, bir yer ifade etmiyor.

– Ne fark eder? Karanlık sonuçta; ha dört duvar arasındasın ha evrenin boşluğunda!

+ Benden başka kimse yok mu burada?

– Milyonlarcası var.

+ Ama onları duyamıyorum.

– Burada kimse kimseyi görmez ve duymaz.

+ Onlarda beni duymuyor yani.

– Aynen öyle.

+ O zaman çığlık atmak işe yaramaz.

– Çığlık atmak rahatlatabilir.

+ Bir kurtuluş yok mu buradan?

– Kurtulmak mı? Niye?

+ Bu karanlıkta yapayalnızız.

– Eee, ne olmuş?

+ Bu seni korkutmuyor mu?

– Hayır.

+ Neden?

– Çünkü ben bu korkunun kendisiyim.

+ O zaman niye beni teselli etmeye çalışıyorsun?

– Seni teselli etmiyorum ki sadece oyun oynuyorum.

+ Nasıl bir oyun?

– Seni umutlandırıyorum ve sen umutlandıkça ben büyüyorum.

+ Yani sen benim korkularım mısın?

– Aynen öyle.

+ Seni yenmenin bir yolu olmalı!

– Elbette var; sadece kendini yenmelisin.

+ Nasıl?

– Öldürerek!

+ Öldürmek?

– Neden şaşırdın? Bunu daha önce defalarca yaptın!

+ Yaptım mı?

– Evet, o kadar çok ki hem de sayısını unuttum.

+ Ama ben bunların hiçbirini hatırlamıyorum.

– Normal, hatırlayabilsen zaten her seferinde buraya geri dönmezdin.

+ Bu bir paradoks.

– Bilmediğim bir şey söyle.

+ Bu sefer seni öldüreceğim!

– Beni mi? Bak buna gülerim işte.

+ Neresi komik bunun?

– Her seferinde bunu söylüyorsun ama beni öldüremezsin!

+ Neden seni öldüremiyorum peki?

– Çünkü var olmayan bir şeyi öldüremezsin!

+ Nasıl yani? Madem yoksun seninle nasıl konuşabiliyorum?

– Benimle değil kendinle konuşuyorsun!

+ Saçmalık bu!

– Bence de ama bunu yapan sensin.

+ Ne yani, aptal mıyım ben?

– Estağfurullah.

+ Sen gerçekte yoksan niye kurtulmaya çalışıyorum ki senden?

– Delilik işte ne yaparsın?