Dök avuçlarıma zamanı, istemediğin kadar çok an var

O kadar fazla ki geçmiyor; ama kayboluyor zaman

Takılır mı tırnaklarımın arasına birazı dökülürken avuçlarımdan?

Fazla, çok fazla… Öyle ki evrenle bir olup örtüşmüş adeta

Sonsuzluk gibi, sonsuz bir boşluk, sonsuz bir kayıp…

Uçup gidiyor uzaklara hızla; dönüşüyor, değişiyor her şey

Tüm bu karmaşanın içinde zamanın donuk bir noktasına hapsolmuşum

Her hücrem bir buz kristali, öylece bakmakla yetiniyorum

Gözlerimin içinden geçip gidiyor her şey

Bir tek çaresizliğim durup yaslamış başını omzuma

Beni arkasında bırakıp gidiyor zaman

Yakalamayı bırak peşinden bile koşamıyorum

Descartes doğru mu söylemiş gerçekten?

Peki ben? Ben neredeyim? Zamanın hangi donuk noktasında?

Ve zamanın kaç donuk noktasında daha başka bir ben var?

Apayrı yerlerde takılıp kalmış hepsi, bir bütünlük yok.

Savrulmuşum kim bilir kaç yere daha? Kaç yerde daha?

Daha kaç beni öldürmem gerek yeniden doğabilmek için?

Bu eksiklik hissi, bu boşluk neden?

Kayıp mı zaman? Yoksa ben miyim zamanda kaybolup giden?