En son ne zaman yıldızlara baktığımı unuttum

Rüzgarın serinliğini ne zaman tenimde hissettiğimi de

Rüzgarı dinlemek için gözlerimi kapatıp; kendimi ona bıraktığımı da

Ve en son ne zaman hissederek derin bir nefes aldığımı da unuttum

Oysa eskiden hep onların bir parçasıymışım gibi hissederdim

Rüzgarın, yıldızların, sonsuz evrenin bir parçasıymışım gibi

Şimdi yaşadığımı bile hissetmiyorum

Eskiden dolunaylı gecelerde evin damına çıkıp denizi ve yıldızları izlerdim

Dağlardan esen meltemlerin getirdiği kır çiçeklerini koklardım.

Öylesine bütünleşirdim ki onlarla boşlukta asılıymışım gibi hissederdim

Ve ölüm ürkütücü gelmezdi o zamanlar

Ölünce tüm sınırların ve sonların biteceğini düşünürdüm

Ve ait olduğum evrenle tam anlamıyla bütünleşeceğimi

Bu yüzyılda sonsuz aşka inanmıyor insanlar

Görmedikleri, duymadıkları ve dokunmadıkları hiçbir şeye inanmıyorlar

Hayatı tüketiyorlar kendi varlıklarının bile farkına varmadan

Oysa yıldızlar hala gökyüzünde duruyorlar

Hissetmemeyi sürdürsek de tenimize dokunmaya devam ediyor rüzgar, tüm şifasıyla

Bu yüzyılda daha çabuk tüketiyoruz daha çabuk ölüyoruz

Aşka inanmıyoruz; insanların sadece iyi olabileceğine de

Dostuz diyoruz ama güvenmiyoruz

Melankoliyi, mutsuzluğu seviyoruz

Ve buna rağmen hala boşlukta asılı durmaya devam ediyor yıldızlar

Belki de bir gün kazara onlara bakmamızı bekliyorlar

Ya da rüzgar onu ruhumuzda hissetmemizi

Ben inanıyorum: bir ruhum var

Evrenle bütün olmamı engelleyen şey bedenim

Ve tenim ruhumun kapıları; rüzgar tenimden geçip işliyor ruhuma

Ne gariptir ki bunları düşündükçe daha çok bağlanıyorum hayata

Yaşamak için sebeplerimin arttığını hissediyorum

Tekrar dilek tutmak için bir yıldızın kaymasını bekliyorum

Kalabalıklar içinde kaybolan insanların aksine yalnız olmadığımı düşünüyorum